Duyuru
2017'nin Sonuna Kadar Sitemize Üye Olanlar VIP Üye Olma ve VIP Özelliklerini Kullanma Hakkini Kazanacaklar.
ÜYE KAYIT FORMU
Giriş yapıldı, yönlendiriliyorsunuz...

zaten kayıtlı mısın? hemen giriş yap.
veya
ÜYE GİRİŞ FORMU
Giriş yapıldı, yönlendiriliyorsunuz...

Kullanıcı adınız

Parolanız

ŞİFREMİ UNUTTUM
Parola sıfırlama bilgileriniz e-posta adresinize gönderilmiştir.

E-posta adresiniz

Tür:
İzlenme:
Sitemizin Devamliligi icin Lütfen Filimlere Yorum Yazmanizi Öneririz, ilginiz icin TESEKKüRLER

Şakku’s-Sadr Olayı Nedir?

Hz. Muhammed’in peygamberliğinden önce ve sonra birçok mucizesi meydana gelmiş ve bu mucizeler de günümüze kadar ulaşmıştır. İddia edilen olaylardan biri de peygamber efendimizin göğsünün yarılmış olmasıdır. Rivayet edilene göre, peygamber efendimiz sütannesinin yanında kaldığı zaman bahçede iki adam tarafından yere yatırılır, göğsünden kalbi çıkarılır ve zemzem suyuyla yıkanarak tekrar yerine koyulur. Bu rivayeti bizlere ulaştıran kişi ise peygamber efendimizin sütkardeşi olan Abdullah’tır. Abdullah bu olayı görür görmez hemen annesi Halime’nin yanına koşmuş ve olanları anlatmıştır. İslam bilginlerinden bazıları bu olayı mucize olarak kabul ederken bazıları ise olayın gerçekleşmediğini, bu olayın yanlış bir rivayete dayandırıldığını belirtmektedirler. Olayın yaşandığına inanan kişiler sadece rivayetler üzerinden yürümektedirler. Çünkü yaşananlara dayanak olarak gösterilecek herhangi bir ayet yoktur. Oysa İnşirah suresinde ‘’Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?’’ ayeti yer alır. Burada vurgulanan şey göğsün açılması ve kalbin yıkanması değildir. Peygamber efendimiz dini yayma çabalarını gösterirken birçok zaman çeşitli zorluklarla karşılaşmış ve bu durum karşısında da yorulmuştur. Her insan gibi o da bir beşerdir ve bu durum onun için de söylenebilir. Allah bu ayette onun göğsünün yarılmasını değil, ona verilen manevi desteği, rahatlatmayı vurgulamıştır. Dolayısıyla ayette geçen olay göğsün yarılması anlamına gelen şakku’s-sadr değil, rahatlama anlamına gelen şerhu’s-sadr olayıdır. Allah istediği takdirde her olayı gerçekleştirebilir, onun için zaman, mekân ya da olay örgüsü önemli değildir. Bu konuda inanç bu olmalıdır fakat şakku’s-sadr olayının mantıklı bir dayanağı yoktur. Rukaneye Gösterilen Mucize Rukane Mekke halkı tarafından bilinen, oldukça güçlü, iri yapılı bir pehlivandır. Bu özelliğinin yanı sıra aynı zamanda çobanlık yapmaktadır. Her ne kadar putperest olsa da iyi bir insan olduğu söylenir. Rukane bir gün sürüsünü güderken peygamber efendimiz her zaman yaptığı gibi onu yine dine davet eder. Rukane ise bunun karşısında bir mucize bekler. Peygamber efendimiz ona uzaktaki ağacı yanına çağırabileceğini söyler ve Rukane de bunun üzerine eğer böyle bir olay gerçekleşirse müslüman olacağını belirtir. Peygamber efendimiz ağacı çağırır çağırmaz ağaç ayaklanır ve Rukane’nin yanına gelir. Bunu yeterli bulmayan Rukane en güçlü pehlivan olmasının da gazıyla ağaçla güreşmek istediğini belirtir. Bunu kabul eden peygamber efendimiz ağaca emreder ve güreş başlar. O güne kadar sırtı yere gelmeyen Rukane her fırsatta yere çakılır ve buna anlam veremez. Daha sonra ağaca gitmesini emreden peygamberin de en büyük sihirbaz olduğunu iddia eder ve iman etmez. Bu rivayet farklı şekillerde de günümüze kadar ulaşmıştır. Bir diğer söyleme göre Rukane peygamberimizle güreşmek ister. Fiziki şartlar doğrultusunda peygamberimizin Rukane’nin sırtını yere getirmesi neredeyse imkânsızdır. Fakat her güreşe başladıklarında kendini yerde bulan istisnasız Rukane olur. Bununla da yetinmeyen Rukane peygamberden başka bir mucize daha ister ve peygamber efendimiz de bunun üzerine uzaktaki ağacı işaret ederek onu çağırmasını talep eder. Rukane ağacı çağırır çağırmaz ağaç gelir ve peygamberimizin emri ile tekrar geldiği yere gider. Gördükleri karşısında oldukça şaşıran Rukane peygamber efendimize sihirbaz muamelesi yapar ve bu olayı da her gördüğüne anlatır. Kureyş kabilesine giderek peygamber efendimize sahip çıkmalarını, zira onun çok büyük bir sihirbaz olduğunu ve bu sayede birçok işe yarayacağını belirtmiştir. İslam tarihi boyunca birçok mucize görülmüş ve bu mucizelerin de çoğu bizlere ulaşmıştır. Her mucize diye anlatılana inanmamak gerekse de inancın yönü Allah’ın gücünün her şeye yeteceği doğrultusunda olmalıdır.
Bunun hakkında ne dediler?
Hiç yorum yazılmamış.